Yazıya başlamadan önce belirtmek istiyorum ki; bu profesyonel bir blog değildir. Ben gittiğim yerlerde bloga koyarım, siteyi takip edenlere anlatırım diye fotoğraf ya da video çekmiyorum. Yazdıklarım, ve paylaştığım görseller genel olarak gezinin akışı içerisinde istem dışı edinilmiş şeylerdir. Tam da şimdiki yazımda paylaşacağım gibi…

2016 yazının sonlarına doğru, uzun zamandır edinmeyi düşündüğüm hardcore partying tecrübesini nasıl gerçekleştirebileceğim konusunda düşünmeye başladım. Son yıllarda yurtdışında yaşarken yine istemsiz edindiğim Elektronik Dans Müziği (EDM) kültürünün bir sonucuydu bu. Aklıma gelen, ve DJ setlerinde de çokça karşılaşılabilecek iki, bilemedin üç tane festival var zaten, bu nedenle karar vermek çok da zor değildi. Bunlardan ilki, çoğu kişinin de bileceği üzere her sene Temmuz ayında Belçika’da düzenlenen Tomorrowland. Aslında dünyanın birçok yerinde düzenleniyor bu festival ancak ana merkezi Belçika. Ben festival moduna girdiğimde bir seneden fazla zaman olduğu için açıkçası ikinci planda kaldı. Daha sonra aklıma, her sene mart sonu üniversitelerin bahar festivali dönemine denk gelen, Miami’deki Ultra Music Festival, namı diğer UMF geldi. Tarih olarak nispeten daha yakın olduğu, ve Miami’nin bu iş için Belçika’ya oranla daha cazip bir yer olmasını düşünmem sebebiyle ilk olarak buna katılmamın daha doğru olacağını düşündüm. Festival her sene bahar festivali döneminde, yani Mart sonu düzenleniyor. Cuma da dahil olmak üzere üç gün gerçekleşen festival aslında Miami Müzik Haftası adı verilen ve salı gününden pazar gününe uzanan bir etkinlik programının parçası. Salı gününden cumaya kadar olan bölümde ise şehrin farklı yerlerinde çok efsane partiler var. Bunların büyük bir kısmı havuz partisi. Özellikle katıldığım havuz partileri efsanelerdi.

Biletler

Ultra’da birkaç bilet çeşidi var, ancak basitçe anlatmak gerekirse General Admission (GA) yani Genel Giriş, ve VIP olarak ikiye ayrılıyor. Biletler vergi dahil sırasıyla $440 ve $1550 civarı oluyor. VIP’nin size sağladığı olanak, GA’nın kutusuyla gelen bilete, bilekliğe, kulak tıkacına, ve akıllı telefon için fish-eye lense ek olarak , sahneleri farklı platformlardan takip edebiliyor olmanız. Bunun yanında girişte size plastik bir çanta vb. gibi birkaç ekstra veriyorlar. Ödediğiniz para kadar değeri var mı, tartışmaya açık.

Lokasyon ve Konaklama

Festival, Miami’nin şehir merkezine yakın Bayfront Park’ta gerçekleşiyor. Konaklama rezervasyonunu erkenden yapmazsanız işiniz zor, zira etraftaki otellerde 3-4 ay öncesinden yerler bitiyor. Bunun için en mantıklı otel ise parkın hemen yanında bulunan InterContinental, ancak onun da 6 ay öncesinden bütün odaları rezerve edilmiş oluyor. AirBNB’ye hiç bulaşmamak lazım; çoğu kişiden aldığım duyumlara göre ev sahipleri son dakikada rezervasyon iptali gerçekleştirip evleri çok daha yüksek bir tutardan kiralama peşindeler. Eğer böyle bir tecrübe yaşanırsa maliyetini tahmin etmek çok güç.

İlk gün ve festival başlar…

Festival kuyruğu ilk gün oldukça uzun olmasına karşın, daha önce Facebook gruplarında, UMF websitesinde vesairede karşılaştığım ID’niz ve pasaportunuz, birinin orjinali diğerinin fotokopisi yanınızda olsun gibi durumları yaşamadım. Yanımda sadece sürücü belgemle içeri girebildim. Bilette bulunan, üç tane koparmalı parçayı da sanıldığı gibi girişte koparmıyorlar, sadece barkod okutucuyla taratıp geçiriyorlar. İçeride alkol olarak belli başlı kokteyller ve bira var. Biraların tamamı Heineken, ve her gün, alkol alabilmeniz için parkın belli başlı yerlerinde bulunan Heineken bilekliklerini ID gösterdikten sonra taktırmanız gerekiyor. Yoksa hiçbir banko alkol vermiyor. Yaş sınırı olan bir organizasyonda sadece Heineken reklamı için bu işe girdiklerini varsayarsak, ziyaretçi açısından fuzuli bir işlem.

Festivalde yemek, su, tuvalet gibi ihtiyaçları karşılayabilmek için zibilyon tane nokta var. O konuda sıraya girme, saatlerce bekleme gibi durumlar yok, rahat olabilirsiniz. Tek sıkıntı, özellikle Ana Sahne tarafında çok fazla içeri girerseniz çıkışınız tahmin edilebileceği üzere çok zor oluyor. Hele en önde bir kitle var ki DJ’leri sunan şişman “Bu arkadaşlar yemiyorlar, içmiyorlar, sıçmıyorlar. Kısacası hayatları yok.” şeklinde her fırsatta takılıyor. Bu nedenledir ki çoğu kişi su ihtiyacını karşılamak için WaterPak adı verilen, içine sadece sıvı koyabildiğiniz sırt çantası tarzı şeyle geliyor. İçerde istersen bira koy, istemezsen su. Sahnenin önünde milim oynamadan sabaha kadar iç. Tabi mesanen yeterince genişse. Bana sorarsan gereksiz bir hareket bütün festivali sırtında su çantasıyla geçirmek.

Evet, festivalle ilgili esasları anlattığımıza göre artık ana konuya dönebiliriz yavaş yavaş. Festivalde toplam 7 sahne var. Bunlar Main Stage, Live Stage, Resistance (Carl Cox), Ultra Worldwide, Oasis, Biscayne Stage, Resistance (Arcadia Spider) olarak parkın farklı bölgelerine konuşlandırılmış durumda. Popüler DJ’lerin hepsi devasa ana sahnede çıkıyor doğal olarak. Diğer sahnelerdense gece kulübü havası olan Resistance (Carl Cox) ve ana girişin hemen yanında bulunan Ultra Worldwide gerçekten eğlendirebilen djlerin çıktığı sahneler. Diğerleri butik diye tabir edebileceğimiz, meraklısına hitap eden sahneler.

Ana sahneye geçmeden önce, girer girmez karşımıza çıkan ilk sahnede aldım doğal olarak soluğu. Daha önce adını hiç duymadığım Los Angeles’lı DJ ikilisi Slander ortalığı resmen yıkıp geçti. Zaten ondan sonra da o sahnede bir daha o kadar hareketlilik görmedim.

RESISTANCE – Carl Cox

Bu sahnenin hemen ilerisinde Carl Cox’un aralıksız çaldığı, gece kulübü havalı, üstü kapalı olan, nispeten karanlık, trance ve house karışımı müziklerin olduğu sahne var. Bu tarz bana biraz hapçı işi geldiği için çok ilgimi çekmiyor açıkçası, o yüzden fazla durmadım.

 

Diğer sahnelerin hepsini anlatmaya kalkarsam muhtemelen bu yazının sonu gelmez, ayrıca yazıyı ana sahne için okuyan çoğu kişinin de canı sıkılır tahminen. O yüzden hızlıca ana sahneyi anlatmaya başlıyorum. Ana sahne genel olarak tüm dünyanın bildiği, en popüler DJ’lerin çıktığı yer. DJ’ler 16:00 – 24: 00 arası birer saat arayla çıkıp performanslarını sergiliyorlar.

 

Nispeten daha az popüler olduğu dönemlerde ciddi favorim Martin Garrix’ti. Daha önce Çin Seddi’ne konserine gittiğim David Guetta ve onun türevleri olan Tiesto gibi popüler DJ’leri pek de sevmezdim. Ta ki Ultra performanslarını görene kadar. Guetta ve Tiesto Ultra’da adeta yıkıp geçtiler. Şovları da performansları da efsaneydi. Martin Garrix beklentilerin biraz altında kaldı diyebilirim. Onun dışında Hardwell, Major Lazer, kapanışı yapan DJ Snake çok iyi performanslar sergilediler. Steve Aoki’nin şovu ise tam anlamıyla efsaneydi . Bunu önce çıktığı Story adlı bir gece kulübünde yaptı, bir elemanın ağzı yüzü full pasta oldu, benim de üstümü başımı batırdı, ama UMF’te yaptığı onun yanında hiç kaldı diyebilirim. Sıkı durun:

Şimdi de sizleri festivalde çektiğim videoların geri kalanıyla baş başa bırakıyorum. Yazının başında da belirttiğim gibi ben profesyonel bir blogger değilim. Videoların tamamı keyfi çekilmiştir. Festivalle ilgili bilgi almak isterseniz bana bt@berkaytekin.com’dan ya da ana sayfadaki sosyal medya hesaplarından ulaşabilirsiniz. İyi seyirler.

 

Umarım yazıyı beğenmişsinizdir. Her türlü sormak istediğiniz şey için bt@berkaytekin.com adresinden, veya sol üst köşeki + tuşuna tıklayarak ulaşabileceğiniz sosyal medya hesaplarımdan bana ulaşıp sorularınızı sorabilirsiniz. Elimden geldiğince yanıt vermeye çalışırım.

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle…