Sitemin gezi yazılarından başka birşey içermediğinin farkındayım. O nedenle birkaç ay önce Kapadokya’ya gerçekleştirdiğim iki günlük geziyle ilgili birşeyler yazdıktan sonra farklı bir yazıyla karşınızda olmayı planlıyorum. Kapadokya bildiğiniz üzere Türkiye’ye gelen turistlerin en çok ziyaret ettiği yerlerden biri, ve UNESCO Dünya Mirası listesinde bulunan bu yerleşkenin güzelliğine aşık olmamak gerçekten güç. Başlamadan önce buraya Türkiye’yi ziyaret etmek isteyen yabancı bir arkadaşım sayesinde geldiğimi de ifade etmeliyim. Bütün tur çok kısa bir zamanda planlandı, bu nedenle paylaşacağım detayların Kapadokya’yı benzer bir durumda ziyaret etmeyi düşünenlere çok yardımcı olacağı görüşündeyim.

Ne okuyacaksınız?

+ Kapadokya’nın Tarihi
+ Rainbow Balloons’la Balon Turu Deneyimi
+ Konaklama
+ Yemek
+ Uçhisar
+ Aşk Vadisi
+ Paşabağ Peri Bacaları
+ Devrent Vadisi
+ Üç Güzeller
+ Türk Gecesi
+ Derinkuyu Yeraltı Şehri
+ Selime Manastırı
+ Ihlara Vadisi
+ Güvercin Vadisi

Kapadokya'da Balonlar ve Peri Bacaları
Kapadokya’nın kısa tarihi…

Kapadokya’nın tarihi 6. yüzyıla dayanırken, günümüze gelen zaman çizelgesinde Hititliler, Persler, Romalılar, Bizanslılar ve son olarak 1071 Malazgirt Zaferiyle Türkler bulunuyor. Bölge, kendisini çevreleyen Erciyes, Hasan, ve Melendiz dağlarındaki volkanik aktiviteler sonucunda oluşmuş. Kapadokya ismi çoğu kaynağa göre “Haspaduya” adı verilen eski Pers kelimesinden gelmekle birlikte, “Güzel Atlar Ülkesi” gibi bir anlamı barındırıyor. Bazı kaynaklarsa bunu yalanlar nitelikte olup; “Ketpatukh” kelimesinden geldiğini, ve “Khepat’ın Köylüleri” anlamı taşıdığını söylüyorlar.

Kapadokya, Balonlar, Biz
Kapadokya’ya nasıl ulaşılır?

Bölgenin çok büyük bir kısmı Anadolu’nun göbeği Nevşehir ilinin içinde bulunuyor, ancak Kayseri, Aksaray, Kırşehir, Niğde gibi iller de ucundan bucağından da olsa nasibini almış durumdalar. Buraya varmanın en kolay yolu Kayseri Erkilet Havalimanı’na inerek shuttle’a binmek, ya da kiralık araç temin etmek. Göreme, Ürgüp, Avanos gibi yerleşim birimleri buradan bir saat kadar sürüyor. Aslında Kapadokya isminde bir havalimanı da var yakınlarda, ancak yıl boyunca hizmet vermediği için çok da tercih edilebilir olmayabiliyor. Shuttle’lar oldukça ucuz, ancak zamanınız kısıtlıysa tam esneklik için kesinlikle araç kiralamanızı öneririm.

Kapadokya Haritası
Ne yapılır, ne görülür?

Evet bu o kadar kısa bir hikaye değil tahmin edebileceğiniz üzere. Kısa bir resim çizmek gerekirse tabi, Kapadokya’nın en önemli iki atraksiyonu balonlar ve peri bacalarıdır. Kapadokya’yı limitli zamanda etraflıca keşfetmek istiyorsanız otelinize şehir ve balon turları için kesinlikle danışın. Kapadokya’da şehir turları genel olarak kırmızı, yeşil, ve mavi olarak günübirlik üç rotaya bölünüyor. En can alıcı olanları ise Kuzey Kapadokya Turu olan KIRMIZI ve Güney Kapadokya Turu olan YEŞİL. Balonlar için ise birkaç hafta tur firmasıyla görüşüyorsunuz, sabahın erken saatlerinde gelip kaldığınız otelden sizi alıyorlar, ve hava durumuna göre uçuşun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine karar veriyorlar. Şimdi şehir turunu yaptığım Woop Woop Travel, ve balon turunu yaptığım Rainbow Balloons’la ilgili deneyimlerimi ve izlenimlerimi paylaşacağım…

Kapadokya Kolaj

Turdan önceki akşam…

Arkadaşlarım Yunanistan/Sabiha Gökçen üzerinden, ben ise Atatürk Havalimanı üzerinden geliyordum. Akşam geç saatlerde Kayseri Havalimanı’na indim ve aşağıda görmüş olduğunu arabayı Garenta’dan teslim aldım. Garenta’yla herhangi bir bağım yok, ancak muhtemelen Türkiye’deki en uygun ve en güvenilir araç kiralama şirketidir diyebilirim kendileri için. Arkadaşlarım gece yarısından sonra Kayseri’ye ulaştılar ve Çavuşin’e gerçekleşecek 1 saatlik yolculuğumuz başladı…

Garenta'dan Kiraladığım Renault Megane
Otelimiz: Jacob’s Cave Suites

Normalde turistlerin çoğu tam bir Kapadokya keyfi yaşamak için Göreme’deki mağara otellerde kalıyorlar. Bu oteller özellikle sabah balonlar havadayken mükemmel manzaralar sunuyor, şehir merkezine en yakında konumda bulunuyor olsalar da, buralardaki iyi otellere rezervasyon yapabilmek için aylar öncesinden çalışmalara başlamanız gerekiyor. Bizim böyle bir durumumuz olmadığı için biraz daha şehir dışında, Çavuşin denilen bölgede bulunan bir oteli tercih ettik, tercihimiz de tam isabetti. Jacob’s Cave Suites aslında küçük bir aile işletmesi, ve Müyesser isimli tatlı mı tatlı bir bayan tarafından yönetiliyor. Kendisi Kapadokya’da iyi vakit geçirebilmemiz için bize ne kadar yardımcı oldu anlatamam. Bu küçük ama bir o kadar samimi ve sıcak otelin lobisi, adete evinizdeki mutfağın ve salonun bir birleşimi gibi. Harika Türk kahvaltısı, gün boyu çay-kahve, kurabiye, kek ikramı tek kelimeyle mükemmel. Ha bu arada iki günlük Kapadokya Turumuzu ve yabancı arkadaşlarıma geleneklerimizi göstermemi sağlayan Türk gecesini de Müyesser Hanım’ın ayarladığını belirtmeden geçmemeliyim. Beni büyük ev sahipliği çilesinden kurtardı…

Jacob's Cave Suites

Birinci Gün

İlk balon denemesi…

Kapadokya’da balon turu yapan onlarca firma var, ve bunlarla uçuş yapabilmek için telefon ya da mail aracılığıyla kendilerine ulaşmanız gerekiyor. Uçuşu rezerve edebilmek için size bir mail order formu gönderiyorlar, ve ödeme bilgilerinizi giriyorsunuz. Uçuş gerçekleşmeden hiçbir ücret yansıtılmıyor, çünkü Türk Hava Kurumu, rüzgar başta olmak üzere hava şartlarını gün be gün kontrol ediyor, izinleri buna göre belirliyor. Sadece iki gecemiz olduğu, ve uçuşun gerçekleşmeme ihtimalini göz önünde bulundurarak -gece çok geç otele ulaşacağımızı bilmeme rağmen- ilk sabaha yaptırdım rezervasyonu. Nereden bilebilirdim, durumun aksi yönde çalışacağını… Balon firmaları rezervasyonlarınızı alırken kalacağınız otelin adını soruyorlar, ve uçuştan önceki gün sizi arayıp kaçta alınacağınızı bildiriyorlar. Hava şartlarının fazlasıyla olumsuz olması durumunda gelen haber uçuşun iptal olduğu yönünde de olabiliyor tabi. Biz ise rezervasyonu yaptığımız Rainbow Balloons tarafından sabah 5:30 gibi alındık, ve uçuş için açık araziye doğru yola koyulduk. Rüzgar sert, hava soğuktu, uçuş için elverişli şartlar yoktu ki THK kalkışa izin vermedi. Geri dönüp biraz uyuyup sonrasında da kahvaltı etmek için dönüş yoluna koyulmaktan başka çare yoktu anlayacağınız.

Çay doldururken ben

Jacob’s Cave Suites’deki efsane kahvaltımızdan sonra, Kuzey Kapadokya, nam-ı diğer KIRMIZI TUR için otelden ayrılma vaktiydi. Woop Woop Travel’ın otobüsü sabah 8 gibi bizi aldıktan sonra Göreme’ye gidip otellerden diğer turistleri topladık, ve tur ödemesi için şirketin ofisine gittik. Tur ücreti 120-130 lira kadar birşey. Turda; Uçhisar Panorama, Göreme Açık Hava Müzesi, Aşk Vadisi Panorama, Paşabağ Peri Bacaları ve Devrent Vadisi vardı. E hadi o zaman kısaca bu noktaların detaylarına değinelim…

Jacob's Cave'de Kahvaltı
Uçhisar Panorama

Uçhisar Kapadokya’nın en yüksek kısmı, ve adını bu noktadan alan kale birbirine labirent gibi bağlanan odalarıyla oldukça meşhur. Panorama turu maalesef kaleye çıkmayı içermiyor, zaten odaların çoğu da ziyaretçiye kapalı. Yakınlarda bir yerde, kaleyi tam karşıdan görecek şekilde durup fotoğrafımızı çekiyor, yakınlarda bulunan ufak bir mağarada şebeklik yapıyoruz. Ha bu arada unutmadan, tur rehberi Kapadokya ile ilgili tarihi baya baya bilgiler verdi ancak, bir yerden sonra girdiği detaylar hatırlanamayacak düzeyde olduğu için tamamını dinlemedik.

Uçhisar Panorama
GÖREME AÇIK HAVA MÜZESİ

Adı her ne kadar açık hava müzesi olsa da, 1984’den beri UNESCO Dünya Mirası listesinde bulunan bu bölge, içinde bulundurduğu kilislerle kendini gösteriyor. 10-12. yüzyıllarda yapıldığı düşünülen mozaiklere ve resimlere zarar vermemek için fotoğraf yasak olmasından mütevellit, görsellerimiz hep dışarıdan. Oyma kiliselerin içindeki bu sanat eserleri, aynı zamanda kiliselere adlarını da veriyor. Kilise kilise detaya girip sizi sıkmadan; sadece Yılanlı Kilise adı verilen bir tanesinin St. George ve St. Theodore’un yılanı öldüren bir resminden adını aldığını belirterek durumu örneklendiriyorum. Müze Göreme’ye 1.5km mesafede bulunuyor.

Göreme Açık Hava Müzesi Aşağıdan
Göreme Açık Hava Müzesi Yukarıdan
Göreme Açık Hava Müzesi ve Ben
Aşk Vadisi Panorama

4900m uzunluğunda sayısız peri bacasını barındıran bu durağımızda Kapadokya’nın uçsuz bucaksız güzelliğini görme şansımız oluyor. Milyonlarca yıl önce meydana gelmiş bu güzelliği yakından keşfetmek için meyve bahçeleri ve üzüm bağlarının bulunduğu peri bacalarının arasında saatlerce dolaşma vaktimiz olmasa da, yarım saat kadar oturup manzarayı izliyoruz. Aşk Vadisi isminin nereden geldiğini öğrenmek için yaptığım ufak araştırma her ne kadar başarıya ulaşmamış olsa da, ismin manzaranın ve içinde bulunan peri bacalarının bakanları kendisine aşık etmesinden kaynaklandığı zannediliyor. Doyasıya keyif almak için burada yaklaşık iki saat kadar zaman harcayıp, efsane anılarla ayrılmak mümkün.

Aşk Vadisi

Türk lezzetlerini barındıran açık büfe öğle yemeğimizi yedikten sonra Avanos’un el işçiliği ürünlerini incelemek, ve Türk Ekonomisine bir nebze katkıda bulunmak üzere kısa bir mola veriyoruz. Halıların nasıl elle yapıldığını, yapılışının yıllarca sürebildiğini, hammaddenin nasıl da doğal yollardan elde edildiğini dinliyoruz. Çok güzel olmalarına karşın halı alma gibi bir fikrimiz veya durumumuz olmadığı için herhangi bir satın almak yapmasak da, ikram ettikleri elmalı çayı son damlasına kadar hüpletiyoruz.

Elmalı Çay ve Türk Halıları
PAŞABAĞ PERİ BACALARI

Bu herhalde sıcak hava balonlarıyla beraber en fotoğraflanabilir yerlerden biriydi desem yanılmış olmam. Göreme ve Avanos’tan Zelve’ye giden yolda bulunan Paşabağ, sizleri çok farklı ve ayırt edici özelliklere sahip olan yer şekillerini, daracık ve yokuşlu yollardan geçirterek görmenizi sağlıyor. Aynı zamanda Bilge Vadisi olarak da adlandırılan bu yerin ismi, yol kenarından bulunan üzüm bağlarından esinlenerek konulmuş. Bilge Vadisi ismi ise büyük sünger taşlarının oluşturduğu kayaların yanı sıra, St. Simeon ve Keşiş Barınaklarını bulunduran üç büyük peri bacasından geliyor.

Paşabağ'da Ben
At Şekilli Peri Bacası
Eğimli Paşabağ
Devrent Vadisi

Paşabağ’ın yakınlarında Devrent isimli, bacalarının hayalgücünüzü genişlettiği bir vadi var. Hayvan figürleri, Rahibe Meryem’in İsa’yı kucağında tutan pozu, Ay’a benzer yer şekilleri… Bu açıkçası çok kısa, sadece birkaç fotoğraf çekmelik bir duraktı, gördüğümüz figürlerin hepsini anlamaya zamanımız olmasa da, Kapadokya’da kafanız güzel buraya gelip sarhoşluğun dozunu iyice kökleyebilirsiniz.

Devrent Vadisi
Üç Güzeller

Bu durak sanırım tura dahil değildi, ancak turun yaptığı ufak bir sürprizle görme şansına erişmiş olduk. Devrent’in yakınlarında yan yana, diğer tüm peri bacalarından ayrı duran üç tane peri bacası var, ve şekilleri anne, baba, ve çocuk olarak tasvir ediliyor. Bu üç bacanın hakkında tonlarca hikaye olmasına karşın en can alıcı olanını sizinle paylaşmak istiyorum. Eski zamanlarda kralın bir kızı olduğu, ve kızın bir çobana aşık olduğu rivayet edilir. Babasının ölüm emirlerini verdiği bu çift kaçarak köyü terk eder, ve uzak diyarlarda bir çocuk sahibi olur. Kralın, torununu görünce yumuşayacağını düşünen kızı, ailesini toplayıp saraya geri dönmek üzereyken babası öldürülmeleri emrini verir. Bu emri duyan kız tanrıya kendilerini kurtarmak için yalvarır, ve üçü taşa dönüşürler. Öndeki peri bacasının çobanı, ortadakinin çocuğu, arkadakinin ise kralın kızını temsil ettiği rivayet edilmektedir.

Üç Güzeller

KIRMIZI TUR‘u Üç Güzeller’le tamamlamış olduk akşam saat 6 sularında. Sıra otele dönüp hızlıca kirden arınmakta, ve akşam yemeği/şovlar için Türk gecesine gitmekteydi.

EVRANOS RESTORAN’DA TÜRK GECESİ…

Türk Gecesi konsepti tahmin edebileceğiniz üzere yabancıların farklı yörelerden Türk örf ve adetlerini daha iyi anlayabilmeleri üzerine kurulu. Mağaramsı bir konseptin içinde bulunan restoranın ortasında kocaman dairesel bir platform -ki buna dans pisti de denebilir- ve platformun etrafında yine mağaramsı oyukların içinde yükseltilmiş masalar var. Akşam yemeğinizi yiyip, içeceklerinizi yudumlarken dansöz şovu, kız isteme, askere uğurlama, folklör gibi farklı yörelerden tasarlanmış 2.5 saatlik şovu izliyorsunuz. Şov akşam 8 gibi başlıyor ve yaklaşık 2-2.5 saat kadar sürüyor. Biz gittiğimizde kişi başı ücret 80TL’ydi.

Evranos Dış
Evranos Folklör
Türk Bayrağıyla Türk Gecesi Finali

İkinci Gün

Balon Turu

Sonunda ikinci gün balona binmeyi başarabildik. Balon sepetine binene kadar herşey aynıydı, o yüzden oraları atlıyorum. Tek belirtmem gereken, kalkış için götürüldüğümüz yerin ilkinden farklı oluşuydu. Kalkış yerleri hava durumuna göre günlük seçiliyor.

Kapadokya'da Balon Şişirilirken

Sıcak hava balonunun tarihçesi 1784 Fransa’sına kadar gitse de, Kapadokya semalarında görülen ilk balon 1990’ları buluyor. Kaili Kidner isimli bir İngiliz bayan, ve kocası Lars Eric More, 1989 yılında Kapadokya’daki ilk uçuşu gerçekleştirmekle birlikte, 1991’de yolcu taşıyan ilk balon firması olan Kapadokya Balloons’u kuruyorlar. Uçuşa dönersek; bizim balonumuzun yanında peri bacalarının üstünde uçmak için şişirilmeyi bekleyen onlarca balon vardı. Balonun üzerinde yaklaşık 15 kişi dörderli bölmelerin içinde uçuyorsunuz. Pilot ortada duruyor, ve yükselmek için balonu ateşlerken sağa sola hareket için de ipleri kullanıyor. Yönlendirme işlemi tamamen pilotun görüş açısına, ve telsizden gelen bildirimlere dayalı. Ekim ayında havada bulunduğumuz için açıkçası üşümedik desem yalan olur, ancak gördüğümüz efsane ötesi güzellikteki manzaralar, bir dakika dahi şüphe etmeden söylüyorum, bütün soğuğu vesaireyi önemsiz kıldı. 1000 metreye kadar yükseldiğimiz uçuşta milyon fotoğraf çekmekten kendimizi alıkoyamadık. Gezinin ortalarında bir yerde pilot etrafı iyi izleyelim diye balonu bacalardan birinin üstüne kondurdu. Ben daha önce dediğim gibi buraya bir yabancı arkadaşım vasıtasıyla geldim. Türk milletinin çoğu da ilgi göstermez muhtemelen normal şartlarda falan ama, Kapadokya’da balon turu yapmak gerçekten de hayatınız boyunca unutamayacağınız bir deneyim.

Kapadokya'da Balonun Köşesinden

Bir saatlik bir uçuş sonrasında bir pikap aracın üstüne indik. İnişte uçuş sertifikalarımız takdim edildi ve alkolsüz şampanyayla kutlama yaptık. Sıra otele gidip kahvaltı yapmakta ve akabinde YEŞİL TUR‘a katılmaktaydı.

Kapadokya Bütün Balonlar Havada
Göreme Panorama

YEŞİL TUR‘un ilk kısmı aynı KIRMIZI TUR‘un Aşk Vadisi’nde karşılaştığımız manzarayı andırıyor. Tek fark olarak Aşk Vadisi yerine, yine peri bacalarının bulunduğu Göreme’ye bakıyoruz. Hatta bir adım öne gideyim, fotoğrafları yan yana koyduğunuzda hangisinin hangisi olduğunu anlamak çok zor. Göreme’de benim gördüğüm en büyük fark fotoğraf çekebileceğiniz ufak bir tepe, ve bence bütün olay o kadar yani.

Göreme Panorama
Derinkuyu Yeraltı Şehri

Kapadokya birbirine bağlanan 36 farklı yeraltı şehrini barındırıyor. Derinkuyu’nun en büyüğü olması da göz önünde bulundurulduğunda bu durağımız, gerçekten gezinin en ilginç durağı denebilir. MÖ 8. yüzyılda inşa edildiği düşünülen Derinkuyu, 200m derinliğe sahip ve ahır, okul, şarap mahzeni, şapel, erzak odaları gibi birçok bölümü barındıran gerçek bir şehir niteliğini taşıyor. Şehir, 1963 yılında evinin duvarının arkasına gizli bir bölme olduğunu farkeden bir yerlinin tesadüfi keşfiyle ortaya çıkıyor, ve 1967’de de turistik gezilere açılıyor. 20.000 kişiyi barındırabileceği söylenen Derinkuyu Yeraltı Şehri, kapıların, geçitlerin, ve odaların çok alçak ve dar inşa edilmiş olması sebebiyle inşaa eden Frikyalılar’ın aslında hobbitler olduğunu düşündürüyor, ve çok da anlam ifade etmemeye başlıyor. Tarihi veriler şehrin en çok Bizanslılar tarafından Müslüman Araplar’la gerçekleşen savaşlar sırasında kullanıldığını işaret etmekle beraber, bu durumun 1071 Malazgirt Savaşıyla son bulduğu tahmin ediliyor. Yerin altına 20 kat inen şehrin sadece 8 katı ziyarete açık. Kıssadan hisse, Derinkuyu’nun kesinlikle görülmesi gereken bir yer olduğunu söylemeliyim.

Derinkuyu Yeraltı Şehri
Derinkuyu Yeraltı Şehri
Selime Manastırı

Aksaray ilimizin yakınlarında bulunan Ihlara Vadisi’nin sonunda yer alan Selime Manastırı, Kapadokya’nın en büyük oyma kilisesini barındırıyor ki katedral büyüklüğündeki bu eser gerçekten görülmeye değer. Manastırın aşağı kısmında daha önceleri kurulan pazar yerine gelen develer dinlenirken sahiplerinin de dini inançlarını gerçekleştirebilmeleri için tasarlandığı söylenen bu yapıya, dar koridorlar, ve eğimi oldukça yüksek yokuşları, merdivenleri aşarak ulaşıyorsunuz. Başlangıç noktası pazarın kurulduğu nokta, orta kısım develerin dinlenme alanı, üst kısım ise dini ibadetlerin yapıldığı odaların bulunduğu geniş oyma mağaralar olarak karşınıza çıkıyor. İçeride karşılaşılan manzaralar fotoğraflanmayı ciddi anlamda hakeder nitelikte.

Selime Manastırı
Selime Manastırında bir Artiz
Pit Stop
Yeni manastırdan çıktım pozu
Ihlara Vadisi

Kebap servis edilen geleneksel bir öğle yemeğinden sonra Ihlara Vadisi’ne doğru yol aldık. 100 metre derinliğinde, yaklaşık 45 kilometre uzunluğunda olan bu vadinin ortasından Melendiz Nehri geçiyor, ve vadinin de bu nehrin sayesinde oluştuğu söyleniyor. Dört girişi bulunan vadide bir önceki durağımız olan Selime Vadisi’ne yakın bir kapı olsa da, 300 basamaklık yürüyüşü yapmamızı, ve vadinin ihtişamını daha iyi kavramamızı sağlayan Ihlara Köyü kapısından giriş yaptık. 3.5km kadar süren yürüyüşümüzde kayalar oyularak oluşturulmuş bir sürü kilise, çeşitli mozaikler görmekle birlikte, Melendiz Nehri’nin rahatlatıcı sesini dinleme fırsatı bulduk, kocaman kayalar üzerinde ilginç fotoğraf kareleri çektirdik. Yürüyüşün finalinde odun kütüklerin üzerinde içtiğimiz çay da çok ayrı bir keyifti.

Ihlara Vadisi Basamaklar
Ihlara Vadisi'nde Kayanın Üzerinde
GÜVERCİN VADİSİ

YEŞİL TUR’un son durağı Güvercin Vadisi’ydi. Uzun bir yürüyüş gezisi olarak tercih edilebilecek olmasına karşın zamanımızın kısıtlı olması sadece tepeden bakabilme şansını bize sağladı. Kayalıkların içine oyulmuş yüzlerce kuş yuvası, güvercinlerin yiyecek ve gübreleme için kullanıldığı zamanlara ait. Gübreleme tekniklerinin gelişmesiyle güvercin gübresine duyulan ihtiyaç azalmış olsa da, hala yerel halkın bir kısmı tarafından yiyeceklere farklı bir lezzet kattığı düşünülerek bu tekniğin kullanıldığı da verilen bilgiler arasında yer almakta.

Güvercin Vadisi

Güvercin Vadisi’yle turu noktalamadan önce Türkiye Ekonomisine Katkı 2 turumuzu da gerçekleştirdik. Aşağıda yüzyıllardır kullanılan, ve hatta Osmanlı dönemi öncesine kadar dayanan kil ve seramik tekniklerinin anlatıldığı videoları bulabilirsiniz.

Seyyah Han’da Akşam Yemeği

Tur akşam 5 gibi bitmişti, ve kirden pastan arındıktan sonraki durağımız Müyesser Hanım’ın tavsiye ettiği Seyyah Han isimli restorandaydı. Çavuşin’de bulunan bu restoran kayanın içine oyulmuş iki farklı katı bulunan bir restoran olmakla birlikte, ilk kat cafe, ikinci kat ise yemek bölümü olarak hizmet veriyor. Restoranın hemen karşısında alttan ışıklandırılmış kocaman bir kaya var, ve yemek yerken gördüğünüz manzarayı gerçekten renklendiriyor. Odun ateşinde servis edilen kuzuları, odun şöminesinde yanan ateş eşliğinde, bakır tabakları içeren geleneksel bir servis eşliğinde afiyetle yiyorsunuz. Yemeğin akabinde aşağıdaki kafede bir adet lokum eşliğinde içtiğiniz kahve ise tam anlamıyla yemeğin keyfine keyif katıyor.

Seyyah Han Restoran/Kafe

Evet, kahvelerimizi de yudumladıktan sonra, ultra yoğun Kapadokya turumuzun da sonuna gelmiş olduk.

Umarım yazıyı beğenmişsinizdir. Bütün sorularınız ve istekleriniz için bana bt@berkaytekin.com mail adresimden, veya aşağıdaki sosyal medaya hesaplarımdan ulaşabilirsiniz.

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle!

Instagram: http://www.instagram.com/betekin
Facebook: http://www.facebook.com/teberkay